sait faik abasıyanık hikayeleri özeti
Site De Rencontre Gratuit Maroc Sans Inscription. Sait Faik Abasıyanık 18 Kasım 1906, Adapazarı-11 Mayıs 1954 İstanbul, Cumhuriyet Dönemi'nde şiir, hikaye, roman ve röportaj gibi türlerde toplam 15'ten fazla kitap, yüzlerce hikaye yazmış, Türk hikayeciliğine getirdiği yeniliklerle edebiyatımızda önemli bir yere sahip olan Türk hikaye yazarı, roman yazarı ve şairdir. Sait Faik'in biyografisi incelendiğinde eğitim hayatına 1913 yılında Rehber-i Terakkî’de başladığı, İstanbul Lisesi’nde ve Bursa Erkek Lisesi'nde eğitim aldığı görülmektedir. Üniversite eğitimi için İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne ve Fransa'da bir üniversiteye girmiş olsa da ikisini de tamamlayamamıştır. Kısa bir dönem azınlık okulunda Türkçe öğretmenliği yapmıştır. Bir dönem babasının desteğiyle zahire ticaretiyle uğraşmış, bir dönem de Haber gazetesinde adliye muharrirliği yapmıştır. Bu işlerde tutunamayan Sait Faik, hayatını yazdığı yazılardan kazanmıştır. Sait Faik'in yaşam özeti incelendiğinde modern Türk edebiyatının öncü isimlerinden olduğu, küçük insanı anlattığı ve eserlerinde kurduğu dünya ile kendi hayatı arasında paralellik bulunduğu görülmektedir. Eserlerinin temelinde batı kaynaklı hümanizm düşüncesi vardır. Yazdıklarıyla birçok sanatçıya ilham veren Sait Faik, Türk kültür-sanat hayatını önemli ölçüde etkilemiştir. Sait Faik Abasıyanık Eserleri Nelerdir? Sait Faik Abasıyanık’ın 19 adet kitabı aşağıda listelenmiştir. Semaver Sarnıç Şahmerdan Lüzumsuz Adam Mahalle Kahvesi Havada Bulut Havuz Başı Son Kuşlar Alemdağ'da Var Bir Yılan Tüneldeki Çocuk Şimdi Sevişme Vakti Medarı Maişet Motoru Kayıp Aranıyor Mahkeme Kapısı Seçme Hikayeler Karanfiller ve Domates Suyu Stelyanos Hrisopulos Gemisi Az Şekerli Kumpanya Sait Faik Abasıyanık'ın İlk Eseri Nedir? Sait Faik Abasıyanık'ın ilk yazısı 9 Aralık 1929'da Milliyet gazetesinde yayımlanan "Uçurtmalar"dır. Sait Faik Abasıyanık'ın Kaç Tane Eseri Vardır? Sait Faik Abasıyanık’ın yayımlanan kitaplarının sayısı 15’i geçmektedir. Sait Faik Abasıyanık Şiirleri Sait Faik Abasıyanık’ın şiirlerinden 20 tanesinin adı aşağıda listelenmiştir Şimdi Sevişme Vakti Yeis Sicilya Ormanları Ceylânı Bahri Arkadaş O ve Ben Napoli Mektup 1 Mektup 2 Bir Zamanlar Şarap İçerek Deli Çay Bir Masa Köprü Marikula Doğur Karlı Hava Söyliyemiyorum Yarı Belimiz Hamal Bir Masal Sait Faik Abasıyanık’ın en ünlü beş şiiri aşağıda verilmiştir. ŞİMDİ SEVİŞME VAKTİ Çıplak heykeller yapmalıyım. Çırılçıplak heykeller Nefis rüyalarınız için Ey önünden geçen ak sakallı kasketli, Yırtık mintanından adaleleri gözüken Dilenci Sana önce Şiirlerin tadını Aşkların tadını Kitaplardan tattırmalıyım Resimlerden duyurmalıyım, resimlerden... Şu oğlan çocuğuna bak Fırça sallıyor Kokmuş manifaturacının ayağına Dört yüz bin tekliğinden On kuruş verecek. Seni satmam çocuğum Dört yüz bin tekliğe. Ne güzel kaşların var Ne güzel bileklerin Hele ne ellerin var, ne ellerin Söylemeliyim Yok Bu küçük Güllerin buram buram tüttüğü Anadolu şehri kahvesinde Kiraz mevsiminin Sevişme vakti olduğunu. … KIRMIZI YEŞİL Kıyısına tuz ileten rüzgarı balıkların yüzdüğünü duyarım Dinlerim yosunların konuştuğunu midyelerin ağladığını. Aşkın bir kanadı vardır kırmızıdır delinir kan akar. Bir kanadı var zehir yeşili... O VE BEN Sana koşuyorum bir vapurun içinden Ölmemek, delirmemek için. Yaşamak; bütün adetlerden uzak Yaşamak. Hayır değil, değil sıcak Dudaklarının hatırası Değil saçlarının kokusu Hiçbiri değil. Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde Ben onsuz edemem. Eli elimin içinde olmalı. Gözlerine bakmalıyım Sesini işitmeliyim Beraber yemek yemeliyiz Ara sıra gülmeliyiz. Yapamam, onsuz edemem Bana su, bana ekmek, bana zehir Bana tat, bana uyku Gibi gelen çirkin kızım Sensiz edemem. BİR ZAMANLAR Bazı akşamüstleri oturur Hikayeler yazardım, Deli gibi! Ben hikaye yazarken Kafamdaki insanlar Balığa çıkarlardı. Kadınlar, Kahve cezvelerini ısıtan, mavi ışıklı ispirto lambalarını yakarlar. - Geceleyin, karanlıkta, bir dağ başında - Bir değirmenci; Yüzükoyun kapanırdı uzun uykusuna. Köylüler gelirdi Bakraçlarıyla pazara Yoğurt satmaya. Çıplak bir çocuk ayakları avucumda idi. Sokakta diz boyu kar vardı Bir köprü başında Bıçaklardım istediğimi; Atardım kendimi, büyük şehirlerin Asma köprülerinden suya, Duyardım suyu yardığımı. Görürdüm Suya düşüşümün Köprüye fışkırttığı suyu. MEKTUP Vapurun dümen yerinde çaldığım ıslık Yağmurlu güvertedeki türküm Sana yaklaşmaya vesiledir Yoksa canım, seni unutmak için değil. Senden sonra ancak anlaşılır İnsanoğluna öğretilen yalanlar. Senden sonra anlaşılır ancak Boşluğu her şeyin. Seninle beraberdir dolu kadehler Şaraplar seninle aziz Cigaralar seninle tüter Ocaklar seninle yanar Yemekler seninle yenir. … Sait Faik Abasıyanık Kaç Tane Şiir Yazmıştır? Sait Faik Abasıyanık 48 tane şiir yazmıştır. Ferhat Korkmaz, Sait Faik’in Poetik Görüşleri Sait Faik Abasıyanık En İyi Şiiri Hangisidir? Sait Faik Abasıyanık'ın en ünlü şiiri "Şimdi Sevişme Vakti"dir. Sait Faik Abasıyanık İlk Şiiri Hangisidir? Sait Faik Abasıyanık’ın ilk şiiri 21 Ocak 1932'de Mektep dergisinde yayımlanan "Hamal"dır. Sait Faik Abasıyanık Şiirlerinin Özellikleri Nelerdir? Sait Faik Abasıyanık'ın hikayeleri şiir, şiirleri de hikaye havası taşımaktadır. Bu durumun dile getirilmesi üzerine Sait Faik şunları söylemiştir "Hikâyelerimde şiir kokusu var diyorsunuz. Bir iki tane de şiir yazdım. İçinde hikâye kokuları var dediler. Demek ki ben ne hikâyeciyim ne de bir şair. İkisi ortası acayip bir şey. Ne yapalım beni de böyle kabul edin." Sait Faik içinMehmet Kaplan, “şair ruhlu bir insan” yorumunu yapmıştır. Hikayeciliği ile tanınsa da edebiyat hayatına şiir yazarak başlamıştır. İlk şiirlerindeFaruk Nafiz Çamlıbel veNecip Fazıl Kısakürek gibi şairlerden etkilenmiş, hece ölçüsünü kullanmıştır. Fakat sonradan bu şiirlerini reddeden Sait Faik, modern şiiri savunmuştur. Sait Faik Abasıyanık Şiirleri Hangi Türdedir? Sait Faik Abasıyanık serbest tarzda şiirler yazmıştır. Sait Faik Abasıyanık'ın Şiir Anlayışı Nedir? Sait Faik Abasıyanık, belirli bir anlayışa bağlı kalarak şiir yazmamıştır. Onun eserlerinin merkezinde insan sevgisi yer almaktadır. Sait Faik Abasıyanık Şiirlerinde Hangi Ölçüyü Kullanmıştır? Sait Faik Abasıyanık, şiirlerinde ölçü kullanmamıştır. Sait Faik Abasıyanık Şiirlerinde Hangi Kafiyeyi Kullanmıştır? Sait Faik Abasıyanık, şiirlerinde kafiye kullanımına önem vermemiştir. Sait Faik Abasıyanık Şiirleri Nerelerde Yayımlanmıştır? Sait Faik Abasıyanık’ın şiirleri günümüzdeİş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanmaktadır. Sait Faik’in şiirlerinin yayımlandığı dergilerden üç tanesi aşağıda listelenmiştir. Mektep Dergisi Meş'ale Dergisi Varlık Dergisi Sait Faik Abasıyanık Hikayeleri Sait Faik Abasıyanık’ın 15 adet hikaye kitabı aşağıda listelenmiştir Semaver Sarnıç Şahmerdan Lüzumsuz Adam Mahalle Kahvesi Havada Bulut Kumpanya Havuz Başı Son Kuşlar Alemdağ'da Var Bir Yılan Az Şekerli Balıkçının Ölümü-Yaşasın Edebiyat Sevgiliye Mektup Hikâyecinin Kaderi Büyüyen Eller Sait Faik Abasıyanık Çevirileri Sait Faik Abasıyanık’ın çevirileri aşağıda listelenmiştir Belçikalı yazarGeorges Simenon'dan "Yaşamak Hırsı" eserini çevirmiştir. Sait Faik’in "Müthiş Bir Tren" isimli kitabında yer alan öyküleri çeviri öykülerdir. Sait Faik Abasıyanık Röportajları Sait Faik Abasıyanık’ın tek röportaj kitabı 1956 yılında yayımlanan “Mahkeme Kapısı”dır. Sait Faik Abasıyanık Tiyatro Oyunları Sait Faik Abasıyanık’ın tiyatro oyunları aşağıda listelenmiştir Saül Taslak halindedir ve kitaplaştırılmamıştır. Çeviri bir eser olma ihtimali yüksektir. Hıfzısıhha Taslak halindedir ve kitaplaştırılmamıştır. Sait Faik’in bir defterinin arkasında bulunmuştur. Sait Faik Abasıyanık'ın Sinemaya ve Tiyatroya Aktarılan Eserleri Sait Faik Abasıyanık’ın sinemaya ve tiyatroya aktarılan eserleri aşağıda listelenmiştir "Menekşeli Vadi" isimli eser 1968'de "Vesikalı Yarim" ismiyle sinemaya aktarılmıştır. Filmin yönetmeni Lütfi Ömer Akad, başrolleri ise Türkan Şoray ve İzzet Günay'dır. "Medarı Maişet Motoru" romanı 1970 yılında "Ağlayan Melek" adıyla sinemaya taşınmıştır. Filmin yönetmen koltuğunda Safa Önal, başrollerinde Türkân Şoray ve Ekrem Bora yer almıştır. "Mahpus" hikayesi 1972 yılında "Irmak" ismiyle sinemaya aktarılmıştır. Filmin yönetmeni Lütfi Ömer Akad, başrolleri Serdar Gökhan ve Aysun Güven'dir. "Kumpanya" hikayesi 1975 yılında filme uyarlanmıştır. Uyarlayanlar Tuncer Baytok ve Tanju Turunç'dur. "Kayıp Aranıyor" romanını 1981'de Safa Önal tarafından televizyon filmine uyarlanmıştır. "Baba-Oğul" öyküsü 1981'de Safa Önal tarafından televizyon filmine uyarlanmıştır. "İpekli Mendil" hikayesi 2006 yılında kısa filme uyarlanmıştır. Yönetmeni Yalçın Kümeli'dir. "Mahalle Kahvesi" hikayesi 2014 yılında Ali Tansu Turhan tarafından filme uyarlanmıştır. "Öyle Bir Hikâye" eseri 2018 yılında Müjdat Çetin yönetmenliğinde kısa filme uyarlamıştır. "Medarı Maişet Motoru" romanı 2016 yılında "İkimize Bir Dünya" adıyla filme uyarlanmıştır. Sait Faik Abasıyanık Hangi Dönem Yazarıdır? Sait Faik Abasıyanık, Cumhuriyet Dönemi yazarıdır. Sait Faik Abasıyanık Sanat Anlayışı Nedir? Sait Faik Abasıyanık, belirli bir sanat anlayışına bağlı kalmamıştır. Kendine özgü metinler yazmıştır. Sait Faik Abasıyanık Hangi Edebi Akımdan Etkilenmiştir? Sait Faik Abasıyanık, bir dönem toplumcu-gerçekçilik akımından etkilenmişse de sonrasında bireysel sorunlara eğilmiştir. Belirli bir edebi akımı veya topluluğu takip etmemiş, kendine özgü eserler yazmıştır. Sait Faik Abasıyanık Kimlerden Etkilenmiştir? Sait Faik Abasıyanık’ın etkilendiği isimler aşağıda listelenmiştir André Gide Comte de Lautréamont Jean Genet Guy de Maupassant Ömer Seyfettin Refik Halid Karay Reşat Nuri Güntekin Faruk Nafiz Çamlıbel Necip Fazıl Kısakürek Sait Faik Abasıyanık Kimleri Etkilemiştir? Sait Faik Abasıyanık’ın etkilediği kişiler aşağıda listelenmiştir Oktay Akbal Adalet Ağaoğlu Ferit Edgü Demir Özlü Cemal Süreya Sezai Karakoç Savaş Dinçel İlhan Berk Ece Ayhan Sait Faik Abasıyanık'ın Edebiyat İçin Önemi Nedir? Sait Faik Abasıyanık, kaleme aldığı kendine özgü metinlerle modern Türk öykücülüğünün öncülerinden olmuş ve Türk edebiyatında önemli bir yer edinmiştir. Sait Faik Abasıyanık'ın Eserleri Nerelerde Yayımlanmıştır? Sait Faik Abasıyanık’ın kitapları Varlık Yayınevi, Bilgi Yayınevi,Yapı Kredi Yayınlarıtarafından yayımlanmıştır. Günümüzde İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanmaktadır ve kitapların telif hakları Darüşşafaka Cemiyeti’ne aittir. Sait Faik Abasıyanık’ın eserlerinin yayımlandığı gazete ve dergiler aşağıda maddeler halinde listelenmiştir Milliyet Gazetesi Servet-i Fünun Dergisi Varlık Dergisi Vakit Yürüyüş Büyük Doğu İnkılapçı Gençlik Yeni Mecmua Hür Gazete Sait Faik Abasıyanık'ın Siyasi Görüşleri Sait Faik Abasıyanık, hiçbir siyasi guruba dâhil olmamıştır. Sait Faik Abasıyanık Hakkında Açılan Davalar Sait Faik Abasıyanık, 1940 yılında yayımlanan "Şahmerdan" kitabında yer alan "Çelme" isimli hikayesiyle, halkı askerlikten soğutmakla suçlanmış ve mahkemeye verilmiştir. Yazar, duruşmaya katılmak için Ankara'ya gitmiştir ve avukatı Fuat Ömer Keskinoğlu'dur. Sait Faik mahkemeden beraat etmiştir fakat annesi Makbule Hanım bu olayın ardından yazarlığın oğlunun başına bela getireceğini düşünerek yazarlığı bırakmasını istememiştir. Sait Faik'in çok sevdiği arkadaşıOrhan Veli Kanık, Sait Faik'e gönderdiği mektubunda olayla ilgili şunları söylemiştir "... bu arada Çelme hikâyesini buldum ve okudum ve başına bu işi açanlara küfrettim. Harika hikâye azizim." Sait Faik Abasıyanık'ın Yazarlık Dışındaki Kariyeri Sait Faik Abasıyanık, 6 ay boyunca Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yapmıştır. Ardından bu işinden istifa etmiş ve bir süre kereste işinde çalışmıştır. Yazar bir dönem de Odunkapı'da zahire dükkanı açmışsa da bu işte tutunamamıştır. 1942 yılında kısa bir dönem Haber-Akşam Postası'nda gazetecilik yapmıştır. Sait Faik Abasıyanık, yaşamının sonuna kadar babasından kalan mal varlığı ve yazdığı yazılardan elde ettiği gelirle geçimini sürdürmüştür. Sait Faik Abasıyanık Belgeseli Sait Faik Abasıyanık hakkında çekilen belgeseller ve programlar aşağıda listelenmiştir Sait Faik Abasıyanık'ın hayatını ve iç dünyasını konu alan "Benden Hikayesi" isimli belgesel 5 Nisan 2019 tarihinde yayımlanmıştır. Yönetmenliğini Onur Barış'ın üstlendiği belgeselde Sait Faik'i, Mert Er canlandırmıştır. TRT tarafından yapılan ve Türk düşünce hayatına damgasını vurmuş kişileri yeni kuşaklara tanıtmayı amaçlayan "Portreler Galerisi" isimli programda Sait Faik Abasıyanık'a özel bir bölüm yapılmıştır. Programa Youtube üzerinden ulaşmak mümkündür. NTV’de yayımlanan veMehmet Barlas ileSelim İleri tarafından yapılan sohbet programı "Hayat Bir Sanat"ın 4 Nisan 2020 tarihli bölümünde Sait Faik Abasıyanık'ın hayatı ve eserleri üzerinde durulmuştur. Ahmet Ümit'in Habertürk'te yayımlanan "Yaşadığım Şehir" isimli programının bir bölümünde "Sait Faik ve Burgazada" üzerinde durulmuştur. Aykut Ertuğrul,Furkan Çalışkan ve Erkan Şimşek tarafından yapılan, TRT2'de yayımlanan "Kelimeler ve Şeyler" programının 62. bölümünde Sait Faik Abasıyanık ve eserleri üzerinde durulmuştur. Sait Faik Abasıyanık Sözleri Sait Faik Abasıyanık’ın eserlerinden alınan 20 alıntı aşağıda listelenmiştir Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor. Büyük değirmende bir elektrik amelesi için hassasiyet, Haliç’te büyük transatlantikler sokmaya benzerse de, biz, Ali, Mehmet, Hasan, biraz böyleyizdir. Hepimizin gönlünde bir aslan yatar. İşte karşı karşıyasın. Haydi bakalım. Söyle söyleyeceğini. De diyeceğini. Dinler de. Tatlı tatlı dinler de. Sevgiden söz aç. Ne çıkar; o seni anlarsa değil, sen onu anlarsan bir şeyler olacak. Her gün yüzlerce tren binlerce hikâye getiriyor, binlerce hikâye alıp gidiyordu. Önümüzde hayat… Her gün bir başka uykuya yatıp bir başka rüya göreceğiz. Halbuki zaman, ağır ağır bizimle beraber akan nehir, bir göle varıyordu. Bu gölde artık biz akmıyor, dalgalanıyorduk. Söz vermiştim kendi kendime Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım. Bir insanın yüzüne doğuştan gelip oturmuş gülüş, üzülüş, düşünüş gibi şeylerin hiç uçmaması lazım. Uçtu mu sanki kişi ölmüştür. Yalnız ölünün yüzünde mâna yoktur. İnsanlar tuhaf! Kendilerini sevmeyen, önem vermeyene daha bir büsbütün tutuluyor, kendisini küçük görür gibi olana musallat oluyorlar. Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikayesi. Uzun bir yoldan sonra denizi görmek gibisin. Seyahatler çekiyor içim... Para insanı ahlaksız ediyor. Karnı doyunca insanın kötü huyları da meydana çıkıyor. Dünyada dostluk vardır, be! O da ölmedi ya! Sevmekten korkuyorum... ondan karanlıktan, riyadan, zulümden, hürriyetsizlikten korkar gibi ürküyorum. Sana koşuyorum bir vapurun içinden / Ölmemek, delirmemek için. Güldüğü zaman insandan üstündür. Bakmaya doyamam. Şiir olmayan yerde insan sevgisi de olmaz. İnsanı insana ancak şiir sevdirir. Ben böyleyim işte. Kederimi unutmak için sanki kedersizmişim gibi yaparım. Doğru, yalnız hayalle geçiniyorum; ben yalnız hayal kuruyorum. Nefes aldığın şehir ne kadar şanslı. Kim bilir, sesini gökyüzü sanan kuşlar bile vardır. Sait Faik Abasıyanık'ın Aldığı Ödüller Sait Faik Abasıyanık, modern edebiyata hizmetlerinden dolayı 1953 yılı Mayıs ayında Mark Twain Cemiyeti Şeref Üyeliği'ne seçilmiştir. Bu ödülü alan ilk Türk yazardır. Sait Faik Hikaye Armağanı Sait Faik Abasıyanık’ın vefatı üzerine annesi Makbule Hanım, oğlunun ölüm yıl dönümlerinde 11 mayıs bir önceki senenin en beğenilen hikaye kitabına verilmesi için 1955 yılında bir armağan kurmuştur. Ödül 1964 yılından itibaren Darüşşafaka Cemiyeti tarafından sürdürülmüş, 2003 yılından 2011 yılına kadar Darüşşafaka ile Yapı Kredi Yayınları iş birliğiyle verilmiştir. 2012 yılından bugüne kadar ise ödül Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları iş birliği ile sürdürülmektedir. Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazanan yazarların bir kısmı aşağıda listelenmiştir 1955 yılında "On İkiye Bir Var" eseriyleHaldunTaner ve "GazozAğacı" eseriyleSabahattin Kudret Aksal kazanmıştır. 1956 yılında "Haney Yaşamalı" eseriyleTahsin Yücel kazanmıştır. 1957 yılında "Değişik Gözle" eseriyleNecati Cumalı kazanmıştır. 1958 yılında"Kardeş Payı" eseriyleOrhan Kemal kazanmıştır. 1971 yılında"Kaçakçı Şahan" eseriyleBekir Yıldız ve "Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı" eseriyleBilge Karasu kazanmıştır. 1972 yılında "Parasız Yatılı" eseriyleFüruzankazanmıştır. 1974 yılında"Can Parası" eseriyleFakir Baykurt kazanmıştır. 1975 yılında "Yüksek Gerilim" eseriyleAdalet Ağaoğlu kazanmıştır. 1976 yılında "Dostlukların Son Günü" eseriyleSelim İleri kazanmıştır. 1980 yılında "Yürekte Bukağı" eseriyleTomris Uyar kazanmıştır. 1984 yılında"Akışı Olmayan Sular" eseriylePınar Kür kazanmıştır. 2000 yılında"Av Dönüşleri" eseriyleFaruk Duman kazanmıştır. 2002 yılında "Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri" eseriyleYekta Kopankazanmıştır. 2019 yılında "Nohut Oda" eseriyleMelisa Kesmezkazanmıştır. 2020 yılında "Döngel Dünya" eseriyleEthem Baran kazanmıştır. 2021 yılında"Deli Tarla" eseriyleŞermin Yaşar kazanmıştır. 2022 yılında "Yok Yolcu" eseriyleKâmil Erdem kazanmıştır. Sait Faik Abasıyanık Müzesi Sait Faik Abasıyanık Müzesi ilk kez 22 Ağustos 1959 tarihinde halka açılmıştır. Müzede yazarın fotoğrafları, mektupları, kartpostalları ve daha birçok eşya ve belgesi sergilenmektedir. Sait Faik Abasıyanık Müzesi ücretsiz hizmet vermektedir. Pazartesi ve salı günleri ile resmi tatiller dışında açık olan müzenin çalışma saatleri - arasıdır. Müzenin adresi ise şu şekildedir Çayır Sokak No15, Burgazada, İstanbul, Türkiye Sait Faik Abasıyanık Nerelidir? Sait Faik Abasıyanık, baba ve anne tarafından Adapazarlıdır. Sait Faik Abasıyanık'ın Babası Kimdir? Sait Faik Abasıyanık'ın babası Mehmet Faik Bey'dir. Mehmet Bey, Adapazarı’nın yerli ailesi Abasızzâdeler’e mensuptur. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nde çalışmış ve İstiklâl madalyasına layık görülmüştür. Bir süre Adapazarı'nda Belediye Başkanlığı da yapan Faik Bey, zahire ve kereste ticaretiyle de ilgilenmiştir. Eşi Makbûle Hanım, Adapazarı'nda geniş arazileri olan Hacı Rızâ Bey’in kızıdır. 29 Ekim 1938 tarihinde Burgazada'da vefat etmiştir. Sait Faik Abasıyanık Çocukluğu Nasıldır? Sait Faik Abasıyanık, 18 Kasım 1906'da Mehmet Faik Bey ve Makbule Hanım'ın çocuğu olarak Adapazarı'nda dedesi Seyyid Ağa'nın evinde dünyaya gelmiştir. Dedesi, Adapazarı'nda kahve işletmektedir ve bu kahve, şehrin önde gelen isimlerin uğrak mekânıdır. Doğduğunda yazara verilen isim Mehmet Sait'tir ve soyadı kanunu çıkana kadar ailesi Abasızoğulları şeklinde anılmaktadır. Kanunun çıkmasından sonra aile Sait Faik’in isteğiyle "Abasıyanık" soyadını almıştır. Sait Faik, varlıklı bir ailede büyümüştür. Çoğunluğunda daha çok annesi, dedesi ve ninesiyle vakit geçirmiştir. Arkadaşlarıyla oyunlar oynamayı ve hayal kurmayı seven bir çocuktur. Sait Faik Abasıyanık Eğitim Hayatı Nasıldır? Sait Faik Abasıyanık, eğitim hayatına 1913 yılında Rehber-i Terakkî’de başlamıştır. Burası yabancı dilde eğitim veren bir okuldur. İlköğrenimini bitirdikten sonra iki yıl Adapazarı İdâdîsi’ne gitmiş, ardından ailesiyle beraber İstanbul’a taşınmış ve İstanbul Lisesi’ne devam etmiştir. Bu okuldayken arkadaşlarıyla beraber Arapça hocası Salih Bey'in minderine iğne koyması nedeniyle ceza almış, Bursa Erkek Lisesi'ne gönderilmiştir. Bursa Lisesi'nde öğrenciyken "İpekli Mendil" ve "Zemberek" isimli hikâyelerini yazan Sait Faik, okuldan 1928 yılında mezun olmuştur. Liseden sonra eğitimine İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde devam etmiş olsa da okuldaki dersleri sevmediği, Uygurca dersi almak istemediği için okulu bırakmıştır. Sait Faik, ekonomi öğrenmek için önce İsviçre’ye gitmişse de burada duramayıp Fransa'ya geçip üniversiteye burada devam etmiştir. Fransa’da kaldığı dönemde dilini ilerletmiş ve Batı edebiyatını yakından tanımıştır; fakat diploma almadan 1935 yılında Türkiye'ye geri dönmüştür. Sait Faik Abasıyanık Edebi Kişiliği Nasıldır? Sait Faik Abasıyanık, kendisine hikayeci veya romancı denmesinden hoşlanmayan; hırpani adam, balık gözlü adam, balıkçıların dostu, balıkçı, işçilerin dostu, sorumlu avare, gözlemci balıkçı, çakırkeyf sirozlu, küfürbaz şair, müflis tacir, züğürt yazar, hamdolsun diyemeyen rantiye, anadan doğma çevreci gibi ufak lakaplardan hoşlana birisidir. Şiir ve hikaye yazmaya lise yıllarında başlamıştır. Sait Faik’in roman, çeviri ve röportaj türlerinde de eserleri vardır; fakat hikayeleri ile ön plana çıkmıştır. Sait Faik’in eserleri “şiirsel düzyazılar” olarak da algılanmıştır. Gözlem yeteneği sayesinde her insanın kendinden bir parça bulacağı hikayeleri ile bir "İstanbul hikayecisi"dir. Küçük insanı değişmeyen yönleriyle ele almıştır. Yazar, ada ve deniz hikayelerinde kısıtlı kahraman kadrosu, şehir hikayelerinde ise geniş bir kahraman kadrosu kullanmıştır. Hayatı insan, doğa, deniz ve hayvanlarla beraber bir bütün olarak işlemiştir. Sait Faik’in öykücülüğü üç döneme ayrılarak incelenmektedir. İlk dönem hikayelerinde insan sevgisi ön plana çıkmaktadır. 1936-1940 yıllarını kapsayan bu dönemdeki hikaye kitaplarından bazıları şunlardır “Semaver”, “Sarnıç”, “Şahmerdan”. Sait Faik’in hikayelerinin orta dönemine ise biçim ve dil endişesi taşımayan “Lüzumsuz Adam”, “Son Kuşlar” örnek gösterilmektedir. Hikayeciliğinin son dönemi olan 1952-1954 yılları arasındaki eserlerine de “Alemdağ’da Var Bir Yılan” örnek gösterilmektedir. Sait Faik’in son dönem eserleri sürrealist olarak değerlendirilmiştir. Sait Faik Abasıyanık Evlendi Mi? Sait Faik Abasıyanık evlenmemiştir. Sait Faik Abasıyanık'ın Çocukları Sait Faik Abasıyanık’ın çocuğu yoktur. Sait Faik Abasıyanık Kaç Yaşında Vefat Etti? Sait Faik Abasıyanık, siroz hastalığına yakalanmıştır ve 11 Mayıs 1954'te vefat ettiğinde 47 yaşındadır. Sait Faik Abasıyanık Mezarı Nerededir? H3 Sait Faik Abasıyanık'ın mezarı12 Mayıs 1954'te defnedildiği Zincirlikuyu Mezarlığı'ndadır. Sait Faik Abasıyanık Vasiyeti Sait Faik Abasıyanık,Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın teşvikiyle 1954 yılında Darüşşafaka Lisesi'nde düzenlenen bir edebiyat matinesine katılmıştır. Ortamdan çok etkilenen yazar annesi Makbule Abasıyanık’la konuşmuş ve mal varlıklarını Darüşşafaka'ya bağışlamayı önermiştir. Makbule Hanım da Sait Faik'in vefatından sonra bir vasiyet hazırlayarak mal varlıklarının çoğunu, yazarın kitaplarının telif haklarını ve Sait Faik Abasıyanık adına müze yapılması şartıyla Burgazada’daki köşkü Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışlamıştır. Sait Faik Abasıyanık Hakkındaki Kitaplar Sait Faik Abasıyanık hakkında bilgi içeren kitapların bir kısmı aşağıda listelenmiştir Güven Taneri Uluköse, Sait Faik Prens Adaları’nın Dünya Edebiyatına Armağanı, Cinius Yayınları Yakup Çelik, Sait Faik ve İnsan, Akçağ Yayınları - Ders Kitapları Haydar Ergülen, Sait ile Sabahattin, Kırmızı Kedi Yayınevi Nedim Gürsel, Yalnızlığın Yarattığı Yazar Sait Faik, Doğan Kitap Necati Mert, Sait Faik, Cümle Yayınları Necati Mert, Adalı Sinağrit Sait Faik, Hece Yayınları Afşar Timuçin, Sait Faik’in Dünyası, Bulut Yayınları Ahmet Özdemir, Sait Faik, Toker Yayınları
Sait Faik Abasıyanık Seçme Hikayeler kitap özeti ile tahlili sayfamızda. 100 Temel eserlerden Sait Faik Abasıyanık Seçme Hikayeler özet kısaca kahraman tahlili kişilik özellikleri kısa olacak şekilde hazırladık. Sitemizde bütün kitap özetlerine ulaşabilirsiniz. Sait Faik Abasıyanık Seçme Hikayeler Kitap Özeti ve Kahramanları Sait Faik, Türk Edebiyatı’nda önemli isimlerden biridir. Tanzimat dönemiyle birlikte edebiyatta yerini alan hikaye türünün durum hikayesi alanında önemli eserler ortaya koymuştur. Bazı hikayeleri seçme hikayeler olarak yayınlanmıştır. Sait Faik’in seçme hikayelerinden bazılarının özetleri şu şekildedir Semaver Ali, yeni bir iş bulmuştu ve çok sevinçliydi. Annesiyle birlikte yaşıyordu ve annesi de bu duruma çok sevinmişti. İşe giderken kahvaltı yapar, semaverden çay içerdi. O kalkmadan annesi her şeyi hazır ederdi. Semaver çayına ve fabrikanın karşısındaki güğümde salebe bayılıyordu. Bir gün yine işe gitmek için annesiyle heyecanla kalktı. Kahvaltı yapıp semaverden çay içtiler. Sevinçliydi, işi vardı. Ali’nin annesine ölüm, komşu misafir gibi gelmişti. Günlerdir göğsünde hissettiği ağrı nihayet ölümün haberini getirmişti. Ali, yataktan kalktı, semavere doğru ilerledi, annesini yığılmış gördü, yanına gitti. Annesi buz kesmişti. İnanamadı ve ağlayamadı. Onu yatağa taşıdı. Akşama doğru ancak komşulara haber verdi. Kabullenemedi, semaverle göz göze geldi, onu kaldırdı ve ağlamaya başladı, bir daha çay o evde kaynamadı. Kahramanlar Ali Genç yeni iş sahibi bir delikanlıdır. Ali’nin annesi Yaşlı, sevecen, hasta bir kadındır. Sivriada Sabahı Adada balıkçılık yapan ve geçimini balıkçılık faaliyetleriyle karşılayan bir adamla yanında çalışan çırağının hikayesinin devamı olarak yazarın Kalafat ile olan diyaloglarından oluşan bir hikayedir. Hikayede hayat geçimi, rızık temini, günlük hayat dertleri tavşan yakalamadan, yumurta toplamaya kadar anlatılır. Kahramanlar Kalafat Balıkçılık yapan bir ihtiyardır. Sait Faik Abasıyanık Seçme Hikayeler Kahramanları ve Kitap Özeti Hakkında Yorumlarınızı Aşağıdan Hemen Yazabilirsiniz.
Sait Faik Abasıyanık-Hallaç Kısa Özeti Vapurdan inenleri süzen ve onalrın halelrini yorumlayan kahramanımız o gün unutamayacağı birini görür. Sırtında oka benzeyen biri oradan geçer ve kahraman onun hallaç olduğunu anlar. Çok ilgisini çekmiştir ve onu tepeden tırnağa süzer. Yaşı itibari ile hala hayattan ümdii olan biri diye düşünür. Hallaç baba kahramana çocukluğunu geri verir daha doğrusu o öyle hisseder. Birden bire günahsız biriymiş gibi düşünür. Hallaç babanın emekçi bir insan olduğunu işi bittiğinde eve geşdğini üstünün başının yün olduğunu eşinin ona su getirdiğini ve hallaç babnın şükrettiğini hayal eder. Hallaç babanın işinden dolayı insanlara mutluluk verdiğini düşünür. İskele de bulunan insanalrı, balıkçıları, denizin halini, ortalığın durgunluğunu, herkesin mutlu olduğunu hatta mümkünse bugün kimsenin ölmemesi gerektiğini düşünerek bir iç geçirdi. Hallaç baba o gün iskelede tekrar görünür kahramanımız yanında gider ve sohbet etmeye başlar. Hallaç baba yorulduğunu söyler ama aslında kalp krizi geçiriyordur. Hallaç baba 78 yaşında olduğunu ve şimdiye kadar hep çalıştığını ve asla yorulmadığını söyler. Kahramanımızda yorulmasının normal olduğunu hatta kendinin de yorgun olduğunu söyleyince hallaç baba insanı yoranın asıl işsizlik olduğunu söyler. Saati sorar. Vapurun kalkış saatine henüz yarım saat vardır. Hallaç baba bir köşeye uzanır. Az sonra bir kalablık fark edilir. İnsanlar hallaç babanın etrafına toplanmıştır. Kahramanımız da gelir ve az önce konuştuğu hallaç babanın yer yatan kişi olduğunu görünce telaşlanır. Eczaneden ilaç gelir ama hallaç baba ölümden kurtulamaz. Babalarının mesleği artık kendine benzeyen iki çocuğuna kalmıştır.
Sait Faik Abasıyanık 18 Kasım[13][14] ya da 22 Kasım[15] ya da 23 Kasım 1906[16][17] – 11 Mayıs 1954, Türk öykü ve roman yazarı, şair. Türk hikâyeciliğinin önde gelen yazarlarından sayılan Abasıyanık[18], çağdaş hikâyeciliğe yaptığı katkılarla Türk edebiyatında bir dönüm noktası sayılır.[19] Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle "kökü kendisinde olan" bir yazar olarak kabul edilir.[20] Klasik öykü tekniğini yıkarak doğayı ve insanları basit, samimi, hem iyi hem kötü taraflarıyla oldukları gibi fakat şiirsel ve usta bir dille anlattı.[21] Bunu yaparken diğer çoğuCumhuriyet sonrası sanatçısı gibi Batı'daki gelişmelere bağlı kalmadı, hiçbir edebî anlayışın etkisinde hareket etmedi ve belli bir tarzın takipçisi olmadı.[22] Toplumun problemlerine değil bireyin toplum içindeki sorunlarına yönelen yazar, öykülerinde çoğunlukla kendisinden yola çıkıp bireyler hakkında yazarak insan gerçeğini anlamaya çalıştı.[23] Çoğunlukla şehirli alt sınıfın hayatını yazan Abasıyanık, balıkçı, işsiz, kıraathane sahibi gibi karakterleri anlattı.[23] İnsanların yaşama biçimlerini, isteklerini, tasalarını, korkularını ve sevinçlerini irdeleyerek, toplum meselelerinden çok "insanı ele alan sanatçılar" sınıfında yer aldı.[24] 1930'larda başladığı yazı hayatı boyunca "sorumlu avare", "gözlemci balıkçı", "çakırkeyf sirozlu", "küfürbaz şair", "müflis tacir", "züğürt yazar", "hamdolsun diyemeyen rantiye", "anadan doğma çevreci" gibi sıfatlarla anılan Abasıyanık'ın tüm yazdıkları bir şair duyarlılığı içerdi.[19] Hikâye, roman, şiir yazan, çeviriler ve röportajlar yapan sanatçı bütün bu türleri kendine özgü tarzı ile kaynaştırdı.[19] Yazarın, anlık heyecanlarını yansıtan izlenimci ve fovist ressamların üslubunu anımsatan bir tarzı olduğu söylenmiştir.[25] Hayatı Çocukluğu ve eğitimi Sait Faik, 18 Kasım 1906 tarihinde, dedesi Seyyid'in Adapazarı Semerciler Mahallesi'nde bulunan evinde dünyaya geldi.[13] Babası kereste ve ceviz kütüğü ticareti ile uğraşan[30] Mehmet Faik, annesi ise kentin ileri gelenlerinden[31] Hacı Rıza Efendi'nin kızı Makbule Hanım'dır. Dedesi Seyyid Ağa, Adapazarı önde gelenlerinin toplandığı bir kahve işletiyordu.[32] Kurtuluş Savaşı yıllarında bir sene boyunca Adapazarı belediye başkanlığını yürüten[33] babasına, hizmetlerine karşılık İstiklal Madalyası verildi.[34] Yazarın amcası Ahmet Faik de tıpkı babası gibi Adapazarı belediye başkanlığı yaptı, daha sonra ise milletvekilliği görevinde bulundu.[35] Sait Faik doğduğunda, kendisine Mehmet Sait ismi verildi. Sonraki yıllarda, yazar, ismine babasının adını ekleyip Mehmet'i atarak Sait Faik adını kullanmaya başladı.[36]Abasızzadeler[37] ya da Abasızoğulları[17] olarak anılan aile, Soyadı Kanunu çıktığında, Sait Faik'in isteği ile Abasıyanık soyadını aldı.[38] 1910 yılında, Sait Faik'in babasının tahrirat kâtibi olarak Karamürsel'e tayini çıktı. Üç sene boyunca bu kasabada yaşayan aile 1913 yılında Adapazarı'na geri döndü.[39] Yazar, ilköğrenimini Rehber-i Terakki isimli özel okulda tamamladı. Bu okul yabancı dilde eğitim verdiği için, şehirde Gâvur Mektebi olarak anılıyordu.[40]Sait Faik daha sonra, çocukluğunda "haşarı bir burjuva çocuğu" olduğunu yazacaktı.[41] Arkadaşları, o dönemde yazarı "Abasızın Mançuko" olarak çağırıyordu.[42]Abasıyanık'ın ilköğrenimi sırasında anne ve babası geçimsizlik sebebiyle ayrıldılar. Üç buçuk yıl süren ayrılık döneminde Sait Faik, babası ile birlikte kaldı.[35]Rehber-i Terakki'yi bitirdikten sonra Adapazarı İdadisi'ne devam etti. 1920'de Yunan işgali sebebiyle eğitimine ara verdi. Bu dönemde Abasıyanıklar diğer akrabalarıyla birlikte önce Düzce'de, ardından Bolu'da ve son olarak da Hendek'te yaşadılar.[39] Sait Faik, işgalin sona ermesinden sonra Adapazarı'na dönünce idadieğitimine devam etti. Aile 1924 yılında, oğullarının lise eğitimi için İstanbul'a Şehzadebaşı Bozdoğan Kemeri'ndeki Kirazlı Mescit Caddesi'nde 7 numaralı eve taşındı.[43] Sait Faik, İstanbul Erkek Lisesi'nde okumaya başladı.[44] Abasıyanık, 1931 yılında ekonomi tahsili için gittiği İsviçre'den kısa süre sonra ayrılıpFransa'nın Grenoble kentine geçti ve orada üç sene yaşadı. Sonraki yıllarda, Grenoble Üniversitesi'ne de devam ettiği şehirde, aslında başıboş gezerek edebî şahsiyetini bulmaya çalıştığını açıkladı.[45] Onuncu sınıfa kadar bu okula devam eden Abasıyanık, Arapça öğretmenleri Seyit Salih Efendi'nin sandalyesine iğne koyduğu için kırk bir arkadaşıyla beraber okuldan atıldı [44][46] ve öğrenimini Bursa Erkek Lisesi'nde tamamladı. İlk öyküsü olan İpekli Mendil'i bu okulda, edebiyat dersi ödevi olarak yazdı,[47] Uçurtmalar veZemberek hikâyelerini de gene Bursa'da kaleme aldı. Hakkı Süha Gezgin, Bursa Lisesi'ndeki Sait Faik'i "sınıfta sakin ve dalgın, bahçede yalnız" olarak anlatır.[48]Lise eğitimindeki aksaklıklar ve kişisel isteksizliği yüzünden parlak bir eğitim hayatı olmadı.[49] 1928 yılında liseyi bitirip İstanbul'a döndü. İstanbul'da da yazı çalışmalarına devam etti. Yazdığı hikâyeleri ve şiirleri çeşitli dergilere ve gazetelere gönderiyordu.[50]Aynı yılın sonunda girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne iki sene devam ettikten sonra Uygurca öğrenmek istemediği için ayrıldı.[51] 9 Aralık 1929'daUçurtmalar isimli hikâyesi Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.[52] Sait Faik, İstanbul Üniversitesi'nde okuduğu dönemde sık sık Beyoğlu'nda dolaşıyor, evinin ve okulunun yakınındaki Şehzadebaşı kıraathanelerine gidiyordu. Sanat ve edebiyat çevreleriyle o günlerde tanışmaya başladı.[53] 9 Eylül 1930 ile 23 Eylül 1930 tarihleri arasında, on öyküsü ve bir yazısı Hür Gazete'de yayımlandı. Yazar, bu öykülerin hiçbirini kitaplarına almadı. Eserlerinin basılmaya başladığı o günlerden hayatının son anına kadar Hüsamettin Bozok'un ifadesi ile "genç hikâyeci" damgasını, "acı bir gülümseme" ile taşıdı.[54][55] 1931 yılında babasının isteği üzerine iktisatokumak üzere İsviçre'nin Lozan şehrine gitti. 15 gün kaldığı şehrin sıkıcılığından bunalarak[56] Fransa'nın Grenoble şehrine geçti. Bu şehirde Fransızca öğrenmek amacıyla Champollion Lisesi'ne devam etti. Ardından, üç dönem boyunca Grenoble Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde okudu.[57] Yazar, Alpler'in eteklerinde kurulmuş, çeşitli endüstri ve bilim kurumlarıyla tanınan Grenoble'de üç seneden fazla yaşadı. Orada bulunduğu günlerde Paris'i, Lyon'u, Strasbourg'u ziyaret etti.[58]1934 yılında ailesinin isteği ile Orta Avrupa üzerinden Tuna Nehri yoluyla İstanbul'a geri döndü. Ailesinin yeni taşındığı, Nişantaşı'nda Rumeli Caddesi üzerindeki Rumeli Apartmanı'na yerleşti.[59] İlk kitapları ve İstanbul'daki yaşamı Yazar, 1934 yılında İstanbul'a döndükten sonra, Halıcıoğlu'ndaki Ermeni Yetim Mektebi'nde Türkçe öğretmenliği yapmaya başladı. Okula sürekli geç kalan Sait Faik'in ay sonunda gecikmeleri hesaplanıp maaşından düşüldü.[60] Bu yüzden okulda çalıştığı ilk ay eline 13 lira geçti.[60] Öğrenciler üzerinde hakimiyet kuramaması okul idaresi ile tartışmasına yol açıyordu.[59] Hem yaşadığı disiplin problemleri, hem de babası Mehmet Faik'in kendisine bir tahıl alım satım toptancılığı dükkânı açması sebebiyle öğretmenlikten ayrıldı.[61] İleriki günlerde bu durumu "anladım ki öğretmenlik benim harcım değildi" diyerek açıkladı.[62] Babası, ortaklarından Ali Emali'yi de oğluyla birlikte çalışması için dükkâna yerleştirdi.[59] Sait Faik, işlerle uğraşmadığı için altı ay sonra dükkânı babasına boş olarak teslim etti.[59] O günlerde yazmaya ağırlık verdi. Bunun dışında André Gide'den çeviriler yapıyordu. Fransa anılarından oluşan öyküleri Varlık Dergisi'nde yayınlandıktan sonra, 1936 yılında babasının maddi desteği ile ilk hikâye kitabı Semaver'iRemzi Kitabevi'nden çıkardı.[63] İlk kitabının yayınlanmasından büyük bir sevinç duyan Sait Faik, bu sevincini yıllar sonra Hallaç isimli öyküsünde anlattı. Semaver'in çıkışından sonra yazmaya devam etti fakat bir mektubunda kendisinin söylediği gibi aylaklığı sebebiyle yazdıklarını orada burada unutuyordu.[61][64] Yazdıklarının fazla ilgi görmemesi sebebiyle küskünlük ve kırgınlık duyuyordu.[65] O günlerde askere çağrıldı. Asabiye kliniğinden aldığı rapor sayesinde askerlikten muaf tutuldu.[66] Bu raporun varlığını onaylayan Yaşar Nabi konuyla ilgili "Askerlik yapmamıştı. Ruh hastası olduğuna dair asabiyecilerin verdikleri bir rapor askerlikten ihracını temin etmiş. Bir tıbbi gerekçeye mi dayanıyor yoksa hatır için mi verilmiş? bilmiyorum" açıklamasını yaptı.[67] Ayrıca, Sait Faik'in söz konusu raporu bir kavga sırasında cebinden çıkarıp Aziz Nesin'e gösterdiği bilinmektedir.[66] Eylül 1937'de ikinci kez yurtdışına çıkarak Marsilya'ya gitti. Bu şehirde on sekiz gün kaldıktan sonra İstanbul'a geri döndü.[68] 1938 yılında, babası Burgaz Adası'nda Çayır Sokak 15 numaradaki köşkü satın aldı ve aile bu köşke taşındı. Mehmet Faik Bey, 29 Ekim 1938'de Burgaz Adası'nda bronşit sebebiyle vefat etti. Sait Faik, babasının ölümünden sonra kışları Nişantaşı'ndaki apartmanlarında, yazları ise Burgaz Adası'nda yaşamaya başladı. Abasıyanık, on altı hikâyeden oluşan ikinci kitabı Sarnıç'ı 1939 yılında Çığır Kitabevi'nden çıkarttı.[69] Bu kitabında da tıpkı ilk kitabı Semaver'de olduğu gibi Adapazarı ve Bursa'da geçirdiği çocukluk günleri ile, hem İstanbul'daki hem de yurtdışındaki yaşamında yaptığı gözlemlere yer verdi.[70] Hakkında açılan dava Sait Faik, 1940 yılında yayınlanan üçüncü hikâye kitabı Şahmerdan'da diğer iki kitabının aksine Fransa'da gözlemlediği olaylara yer vermedi. Yazar, bu kitapta yer alan Çelme isimli hikâyesiyle, halkı askerlikten soğutmakla suçlanarak askerî mahkemeye verildi.[71] Bu öykü ilk olarak 22 Mart 1937'de Kurun gazetesinde, ikinci olarak ise 15 Haziran 1940'ta Varlık Dergisi'nde yayınlanmıştı.[71] Sait Faik, 10 Eylül 1940'ta yapılan duruşmaya katılmak üzere bizzat Ankara'ya gitti. Oğlunun mahkemeye düşmesine en az onun kadar üzülen annesi Makbule Hanım da, yazarı yalnız bırakmadı. Orhan Veli Kanık, Abasıyanık'a o dönemde yazdığı bir mektupta "... bu arada Çelme hikâyesini buldum ve okudum ve başına bu işi açanlara küfrettim. Harika hikâye azizim." diye yazarak arkadaşına destek oldu.[72] Varlık Yayınları sahibi Yaşar Nabi Nayır da dönemin Genelkurmay Adlî Müşaviri Münir Paşa'yla temasa geçerek, Sait Faik için destek bulmaya çalıştı. Yazarın ilk kitabını öven Peyami Safa ise bu olaylar sonrasında Abasıyanık'ı Marksçıların ardına takılmakla suçladı.[65] Bu suçlamayı duyan Yaşar Nabi'nin yorumu "Peyami Safa edebi günahlarına bir yenisini ekliyor" oldu.[73] Sonuçta, yazar davadan beraat etti. Fakat, bu olay sonrasında annesi yazma hevesinin başına bela açmaktan başka bir işe yaramadığını iddia ederek oğlunun yazarlığa devam etmesine karşı çıktı.[74] Sonraki çalışmaları ve romanının toplatılması Anısına 1992 yılında basılmış olan posta pulu Sait Faik, Çelme hikâyesi yüzünden yargılanmasının etkisi ve bu olayın annesini yaralaması sebebiyle uzun süre kitap çıkartmadı.[65] Abasıyanık, 28 Nisan 1942 ile 31 Mayıs 1942 tarihleri arasında, bir uğraşı olması için, Haber-Akşam Postası isimli gazete adına muhabirlik yaptı. Mahkemelerde röportaj yapan yazar, bu röportajlarına gözlemlerini de katarak Mahkemelerde başlığı ile yayınlıyordu.[75] Abasıyanık bu işe bir ay dayanabildi ve 28 mahkeme röportajı yazdı.[76] Öykü tadında olan bu yazıları, 1956 yılında Varlık Yayınları, Mahkeme Kapısı ismiyle kitaplaştırdı.[77] Çok aktif bir yazı hayatının olmadığı 1940 ile 1948 yılları arasında Yürüyüş, Büyük Doğu, İnkılapçı Gençlik, Servet-i Fünun gibi dergilerde öyküleri yayınlandı. Yazar, muhabirlik yapmadan önce 4 Ekim 1940 ile 21 Şubat 1941 tarihleri arasında Yeni Mecmua dergisinde 19 bölüm halinde Medarı Maişet Motoru'nu yayınladı. 75 ile 95. sayılar arasında tefrika edilen bu eseri, 1944 yılında kitap olarak bastırmaya karar verdi.[78] Fakat, hiçbir yayınevi kitabı yayınlamayı istemedi. Yazar, annesinden aldığı parayla kitabı bastırabildi. Bu konuda, ona, Yokuş Kitabevi'nin sahipleri Agop Arad ve Burhan Arpad yardımcı oldu. Medarı Maişet Motoru, kısa bir süre sonra Bakanlar Kurulu kararı ile toplatıldı. Sait Faik, Medarı Maişet ismini ilk kez Vakit Gazetesi'nde yayınlanan Bir Balık Avı Hikâyesi'nde kullandı. Hakkı Süha Gezgin'in söylediğine göre yazar bu sözcüğü çok seviyordu.[79] Kitap, 1952 yılında, Varlık Yayınları tarafından yeniden basılırken, Abasıyanık, kitabın ismini Birtakım İnsanlar, romanda geçen Medarı Maişet motorunun ismini ise Ceylan-ı Bahri olarak değiştirdi.[79] Medarı Maişet Motoru'nu ilk baskısından sadece 99 adet satılabildi.[80] Çelme olayının ardından Medarı Maişet Motoru da asılsız bir ihbar sebebiyle toplatılınca, yazarın yazın hayatı bir kere daha yavaşladı. Çok az öyküsünün yayınlandığı o günlerde ya balığa çıkıyor ya da aylak geziyordu. Beyoğlu'na sık sık gittiği bu dönemde Şişli'de Bulgar Çarşısı Kırağı Sokak'taki artık Nakiye Elgün Sokak evleri İkbal Apartmanı'nda kalıyordu. Bekâr hayatından sıkıldığında ise adaya annesinin yanına dönüyordu.[74] Bu kırgınlık ve yalnızlık döneminin etkisini taşıyan[65] hikâyelerden oluşan kitabı Lüzumsuz Adam'ı 1948 yılında yayınladı. Abasıyanık, kitaba ismini veren hikâyeyi ilk yazdığı günlerde ona isim bulamamıştı. Bu öyküyü okuyan Yaşar Nabi Nayır, daha önce Sabahattin Ali'den duyduğu Lüzumsuz Adam'ı önerdi. Bu ismi çok beğenen Sait Faik, onu, hikâyesinde kullandı.[81] Hastalığı, son eserleri ve ölümü Yazara, 1948 yılında siroz teşhisi kondu. Hastalığın belirtileri 1947 yılında ortaya çıkmıştı. Sait Faik'in amcasının oğlu Mustafa Raşit Abasıyanık'ın söylediğine göre 1947 yılında, burnundan ara sıra kan gelmeye başlayan Sait Faik, aynı zamanda yazar da olan doktor arkadaşı Fikret Ürgüp'e muayene olmuş ve karaciğerinin büyüdüğü ortaya çıkmıştı.[82] Bunun üzerine çok düşkün olduğu içkiyi kesip perhize başladı. Arada sırada gelen sıkıntıları ve tehlikeli krizleri de bu yolla atlatmaya çalıştı. Sık sık doktorlara da görünmesine rağmen hastalığının kötüye gitmesi üzerine 1951 yılında Fransa'ya gidip orada tedavi olmaya karar verdi. 31 Ocak 1951'de amcası ve Samet Ağaoğlu'nun desteği ile[83] gittiği Paris'te sadece beş gün kalıp, İstanbul'dan uzakta öleceği ve tedavinin ağırlığının korkusu ile geri döndü. Sait Faik, daha sonra amcasına yazdığı bir mektupta geri dönüş sebebini doktorlarla olan konuşması ile hastaneye yatması kararı verildikten sonra düştüğü panik ve yaşadığı kriz olarak açıkladı.[84] Paris'teki doktorlar, Sait Faik'e ciğerinden parça almaları gerektiğini söyleyince yazar paniğe kapılmıştı.[85] Fransa'dan döndükten bir hafta sonra pişman oldu. Annesinin de baskısıyla Paris'e tedavisine geri dönme arzusunu ölene kadar muhafaza etti.[85] Paris yolculuğunun ardından büyük bir umutsuzluğa düşen, Abasıyanık, aynı zaman yazarlık kariyerinin en verimli günlerini geçirmeye başladı. Aynı yıl Havada Bulut, Kumpanya ve Havuz Başı isimli kitapları yayınlandı. Yazılarında ölüm teması görülmeye başlandı. İlk zamanlar oyalanmak için sık sık resim sergilerine, şiir toplantılarına ve tiyatroya giderken daha sonraki günlerde, çok sevdiği İstanbul'dan nefret etmeye başladı. 1952 yılında Son Kuşlar'ı yayınlandı. 1953 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Mark Twain Derneği, çağdaş edebiyata yaptığı katkılardan ötürü yazara onur üyeliği verdi. Sait Faik'ten önce Türkiye'den Mustafa Kemal Atatürk'e verilen bu ödülü almasına kimileri karşı çıksa da yazarın sevinerek aldığı bilinmektedir.[86] Vedat Günyol'un anlattığına göre Mark Twain Derneği üyesi olan Halide Edip Adıvar, derneğin Türkiye'de bu ödülü kime vereceğini araştırırken, Günyol Halide Edip'e bu kişinin Sait Faik olabileceğini söyledi. İlgililer konuya eğilip araştırdılar ve 1953 yılında bu ödüle yazar layık görüldü.[87] Sait Faik ödülle ilgili olarak "Demek ki şimdiden sonra dünya çapında bir hikâyeciyi anmak için kurulmuş bir cemiyete dünyanın dört bucağından kendi halinde hikâyeciler de seçilecek." açıklamasını yaptı.[88] Yine 1953 yılında, Kayıp Aranıyor isimli romanı ve Şimdi Sevişme Vakti isimli şiir kitabı yayınlandı. 1954 yılında ise Alemdağ'da Var Bir Yılan yayınlandı ve Georges Simenon'dan çevirdiği Yaşamak Hırsı isimli kitap çıktı. 23 Ocak 1953'te Paris'e gidebilmek için bir kere daha pasaport aldı. Ama bu pasaportu hiç kullanamadı.[85] Ölümünden kısa bir süre önce yazarla Burgaz Adası'nda karşılaşanNurullah Ataç, Sait Faik'i "dudakları büsbütün incelmiş, kupkuru ve benzi sapsarı" bulmuştu.[89] 5 Mayıs 1954 günü yaşadığı krizde, yemek borusu kanaması nedeniyle Şişli'deki Marmara Kliniği'ne kaldırıldı. Beş gün süren krizlerde yazara kan verilmesi de gerekti.[86] Yapılan bütün müdahalelere rağmen yazar, 10 Mayıs'ı 11 Mayıs'a bağlayan gece saat 0235'te İstanbul'daki bu klinikte vefat etti. Cenazesi 12 Mayıs 1954'te Şişli Camii'nden kaldırılarak Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi. Naaşı, mezarlığa götürülürken, Abasıyanık'ın isteği üzerine Kırağı Sokağı'ndaki evlerinin önünden geçirildi.[90] Kişiliği Yazarın, annesiyle birlikte yaşadığı şimdi Sait Faik Müzesi olan Burgazada'daki evi.[91] Sait Faik, eserleri ile kişiliği arasında yakın ilişki bulunan sanatçılardan biriydi.[92] Yazar, hayatı boyunca çevresine uyum sağlayamamıştı ve bu uyuşmazlık onun her şeyden şikâyet etmesine sebep oluyordu.[92] Hikâyelerindeki karakterlerde olumsuz yön aramaması ve onları iyi yanları ile göstermesinin sebebinin, yazarın ideale ulaşma arzusu olduğu söylenir.[92] Annesi, Makbule Hanım'ın "Şatafattan nefret ederdi. Dolabında her şey bulunduğu ve ailevi durumumuz iyi olduğu halde ekseriya başına bir kasket ayağına bir pantolon geçirerek balıkçı arkadaşlarıyla gününü gün ederdi"[93] tespitlerine katılan Yaşar Nabi Nayır ise Abasıyanık hakkında "Aristokrat değildi. Halktan üstün görünmeye çalışandan hoşlanmazdı. Herkes gibi olmak, herkese uymak isteği onda sonradan edinilmiş bir his değildir. Doğuştan gelme bir tabiattır." dedi.[94] Abasıyanık'ın psikolojik özelliklerine dair bir deneme yazan Fikret Ürgüp, sanatçının karakteriyle ilgili iki noktanın üzerinde durdu. Bunlardan birincisi annesinin ilgisi ve babasının aşırı ilgisizliğinin oluşturduğu iç çatışmalar ile yazarın "çekingen, kendisini çevresinden ve kendisinden gizleyen, anlamak ve anlaşılmak istemeyen" bir kişiliğe sahip olduğuydu.[95] Ürgüp ayrıca, Sait Faik'i hayatı boyunca koruyan annesinin, aynı zamanda yazarın kendine olan güveninin gelişmesine engel olduğunu belirtti.[95] Hakkında söylenen yergiler kadar övgülere de karşı çıkan Abasıyanık, yazarlığından söz açıldığında işi kavgaya kadar götürüp bulunduğu yeri terk ederdi.[96] Sanatkâra ait bu tarz uyuşmazlıklarla ilgili olarak Fikret Ürgüp "Münakaşalı durumlarda, ilkel iç tepkimelerden kuvvet alarak haşin, kavgacı ve isyankar olur ve kimseye güvenmediğini belli ederdi. İnsanlara ve topluma inanmadığı için, kendisi gibi geleneklere isyan edip, o zamana kadar kabul edilmemiş hırsızları, cinsel sapıkları, toplumun içinden attığı kimseleri anlayıp onlarda yaşama hakkını savunan yazarları sever ve okurdu. Gide ve Genet gibi" dedi.[95] Özel hayatı Sait Faik'in hayatındaki en önemli insan annesi oldu.[31] Yazar ölene kadar annesi ile birlikte yaşamayı sürdürdü. Yaratılışındaki uyumsuzluk sebebiyle kimseyle uzun süreli dostluklar kuramasa da pek çok arkadaşı olan, herkesle tanışık bir insandı.[14] Burgaz Adası'ndaki balıkçılar ve esnafla birlikte zaman geçirdiği gibi, sanat dünyasından Hüsamettin Bozok, Özdemir Asaf, Orhan Kemal, Mücap Ofluoğlu, Adalet Cimcoz, Oktay Akbal, İlhan Berk, Orhan Veli, Tarık Buğra, Abidin Dino gibi pek çok arkadaşı ile de birlikte olurdu.[14] Hiç evlenmeyen Sait Faik'in evliliğe yaklaştığı üç kadın oldu.[97] İlk evlilik teşebbüsünü annesi onaylamadı, ikincisinde teklifi reddedildi.[97] Annesinin isteği üzerine nişanlanan Abasıyanık'ın bu nişanı ise on ay sürdü.[97] Vedat Günyol ise arkadaşı Abasıyanık'ın kimseye anlatmayı sevmediği aşk hayatını öykülerinde dile getirdiğini belirterek yazarın aslında eşcinsel olduğunu açıkladı.[5] Günyol, yazarın eşcinselliğinin, halkın gözündeki itibarını kaybetmemesi için sanat çevrelerince gizlendiğini söyledi.[5] Günyol'un bu açıklamalarına katılan Fethi Naci ise Sait Faik'in ölümüne yakın yazdığı öyküleri değerlendirirken yazarın cinsel yönelimini de göz önünde bulundurdu ve Abasıyanık'ın son dönem öykücülüğünde söyleyeceklerini söyleyebilmek için hikâyelerinin biçimini değiştirerek gerçeklik duygusu uyandırma isteğinden vazgeçtiğini vurguladı.[98] Çalışmaları Öykücülüğü Abasıyanık'ın öykücülüğü üç dönemde incelenebilir 1936 - 1940 tarihleri arasındaki ilk dönem hikâyeleri, 1948'de Lüzumsuz Adam kitabıyla başlayıp 1952'de yayınladığı Son Kuşlar'a kadar devam eden ikinci dönem hikâyeleri ve bu tarihten vefatına kadar süren, Alemdağ'da Var Bir Yılan kitabındaki öykülerle örneklenebilecek son dönemi. İlk dönem Sait Faik'in "O beni kendime alıştıran yazardır." dediği André Gide[99], Fikret Ürgüp'e göre geleneklere isyan edip, toplum tarafından dışlanmış insanların yaşama hakkını savunduğu için yazarı etkilemişti.[95] Sait Faik'in ilk üç hikâye kitabı olan Semaver 1936, Sarnıç 1939 ve Şahmerdan 1940 yazarın öykücülüğündeki ilk dönem olarak kabul edilir.[100] Yazar, bir sonraki öykü kitabı olan Lüzumsuz Adam'ı üçüncü kitaptan sekiz sene sonra 1948 yılında çıkarttı. Bu ara dönemde, Abasıyanık'ın dilinde, üslubunda, hikâyelerinin kahramanlarında, geçtikleri çevrede büyük değişiklikler oldu. Ayrıca, yazarın yasaklara ve toplum baskısına karşı duruşu, özgürlük ve ahlâk anlayışı da aynı kalmadı. Yazarın ilk dönem öykülerindeki ortak özelliklerinden biri içerdikleri insan sevgisidir.[101] Sait Faik yazdığı ilk hikâyelerde zenginlere kızmakta, emekçileri yüceltmektedir. Karakterleri ise geneli yansıtmaktadır.[102] Öykülerinde anlattığı tipleri toplumda sıkça karşılaşılabilen insanlardan seçmesi, onu bir taraftan Ömer Seyfeddin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay gibi yazarlara yaklaştırırken, diğer yandan Sabahattin Ali'nin öncülüğünü yaptığı "sosyal gerçekçiliğe" bağlamaktadır.[103] Yazar küçük insanların dünyasına yönelirken uzun süre düşünüp, bilimsel eserler okumamıştır.[104] Anlattığı küçük insanların ekmek kavgasına ya da sınıf çatışmalarına yönelik ideolojik sanatın dışında kalmış, kavgasız, şikâyetsiz küçük insanların mutlu dünyasını anlatmaya çalışmıştır.[102] Bu yüzden de Abasıyanık'ın gerçekçiliği "beş duyu gerçekçiliği"dir.[104] Gene de Tahir Alangu'ya göre "Eskilerin varlıklarından bile haberli olmadıkları, 'küçük adamları' edebiyatımıza ilk getiren o olmadıysa bile iyice yerleştiren, bilinmeyeni gösteren, güçlü bir akım haline getiren, en güzel hikâyelerini yazan" Sait Faik olmuştur.[105]Bu ilk döneminde, Abasıyanık "fakir insan iyi insandır" genellemesinden çabuk kurtulup, çalışana duyduğu sevgiyi soyutlaştırarak insan sevgisine dönüştürdü. Bu aşamadan sonra öykülerinde kişilerin iyiliklerini ve onları ne kadar sevdiğini anlatmaya başladı. Sevgide evrenselliği yakalayan yazar dil, din ve millet farkı gözetmeksizin insanlara eşit şekilde yaklaştı.[106] Örneğin, Şahmerdan'daki öykülerde yazar, sevdiği insanların dünyalarını tanımak için sürekli gezer.[107] Bu hikâyelerde olayların geçtiği yerler de değişiklik gösterir. Bu dönemde çıkan üç kitabındaki elli dört hikâyeden on altısında olaylar kentte, on ikisinde Burgaz Adası'nda, sekizinde köyde, sekizinde yabancı ülkelerde, altısında kasabada, ikisinde vapurda, birinde trende, birinde de okulda geçmektedir.[108] Sait Faik hikâyelerinde bir "dil savrukluğu" ve "bol Türkçe yanlışı" olduğu konusunda yaygınlanmış bir kanı vardır.[109] Oysa, bu dönemki kitaplarından Semaver'de dört Türkçe yanlışı, Sarnıç'ta iki Türkçe yanlışı, Şahmerdan'da ise bir Türkçe yanlışı vardır.[109] Bu dönemki öykülerin çoğunun cümle yapısı klasiktir. Sait Faik, bu dönemde tamamen şahsıyla özdeşleşecek bir özellik göstermediği gibi, anlatımda genellikle konuşma dilinin canlılığından yararlanmamıştır.[107] Yine de bu durumun istisnaları vardır. İkinci dönem hikâyeciliği ile birlikte ortaya çıkacak "Sait Faik dili"nin coşkulu ve şiirli havasına, az da olsa ilk dönem hikâyelerinde de rastlanır.[110] Orta dönem 1948 yılında yayınlanan Lüzumsuz Adam isimli öykü kitabıyla birlikte, yazarın hikâyeciliğinde orta dönemin başladığı kabul edilir.[111] Bu dönem 1952'de yayınlanan Son Kuşlar'a kadar sürer. Sait Faik'in bu döneminde, en büyük değişiklik dilinde oldu ve yazar "özgür hikâye" anlayışı ile yazmaya başladı.[112] Abasıyanık, klasik cümle yapısına son vererek devrik cümle ve argo kullanmaya, günlük konuşma dilinden çokça yararlanmaya başladı.[111] Yazar, ilk hikâyelerinde rastlanan mekanlardan olan yurtdışındaki şehirler ve Anadolu'daki köylere bu dönem öykülerinde çok az yer verdi. Sait Faik'in süreli yayınlarda çıkan pek çok yazısında başlık olarak kullandığı Kaşık Adası. Sanatçının Adapazarı ve Bursa'da geçen çocukluk günleri ile yurtdışında geçirdiği zamana ait anılara fazla yer vermemesi, öykülerde geçmiş zaman kipine fazla rastlanmamasına sebep oldu. Sait Faik, bu dönemki öykülerinde çoğunlukla şimdiki zaman kipini kullanmayı tercih etti. Orta döneme ait çalışmaların dikkat çeken bir diğer özelliği ise Abasıyanık'ın "ve" bağlacını kullanmamaya gösterdiği özendir. Yazarın bu özeninde kendine Nurullah Ataç'ı örnek aldığına inanılır.[111] Abasıyanık'ın ilk çalışmalarında rastlanan "insan sevgisi" teması bu çalışmalarında yerini boşvermişliğe, insan korkusuna, kent nefretine ve umutsuzluğa bıraktı.[113] Sait Faik'in artık daha karamsar olmasının ve gelecek umudunun olmamasının sebebini, onu ölüme götürecek olan siroz hastalığına bağlayanlar vardır.[113] Bu dönemki eserlerinde yazarın içine kapandığı, yalnızlığından, kendi sorunlarından bahsettiği görülür ve bu eserlerde çoğunlukla anlatıcı kendisidir.[114] Sanatçının hem orta dönem hem de son dönem öykülerinde görülen bir diğer özellik ise eserlerin şiirsel dilidir.[115] Yazar, bu konuyla ilgili bir mektubunda şöyle bir yorum yaptı “Hikâyelerimde şiir kokusu var diyorsunuz. Bir iki tane de şiir yazdım. İçinde hikâye kokuları var dediler. Demek ki ben ne hikâyeciyim ne de bir şair. İkisi ortası acayip bir şey. Ne yapalım beni de böyle kabul edin.[115]” Son dönem Sait Faik'in, Alemdağ'da Var Bir Yılan isimli kitabıyla sürrealizme geçtiği kabul edilir.[112] Vedat Günyol'a göre Sait Faik sürrealizme, "içe tepilmiş isteklerini düşsel bir dünyada gerçek görme isteğinin verdiği dayanılmaz, ama o ölçüde olağan bir tutkuyla düpedüz kendiliğinden" kayıvermiştir.[116] Fikret Ürgüp de Sait Faik'in son dönem hikâyeleri hakkında Vedat Günyol'la benzer fikirdeydi. Ürgüp bu öykülerle ilgili olarak "Artık o eski kalıplardan kurtulmuş hikâyelerdir. Bunlara sürrealist demek yerinde olur" dedi.[117] Orta döneminde de birçok yeniliği deneyen Sait Faik Abasıyanık, o güne kadar geliştirdikleri ile yetinmeyerek Alemdağ'da Var Bir Yılan'da daha farklı biçimler deneyip, topluma ve doğaya bakmadığı açılardan baktı.[118] Ayrıca yazar, bu döneme kadar üstü kapalı anlattığı bazı duygularını divan şairlerine özgü bir pervasızlıkla yazmaya başladı.[118] Fethi Naci'ye göre Sait Faik, bu döneminde yazdığı eşcinsel temalı öykülerinde anlatmak istediklerini anlatabilmek için hikâyesinin biçimini bir kere daha değiştirerek, somut ayrıntılardan hareket yerine imgelemi kullanmaya başladı.[98] Bu da yazarı o günlere kadar üstünde taşıdığı "gerçekçi yazar" sıfatından uzaklaştırarak "sürrealist yazar" sıfatına yaklaştırdı. Bazı eleştirmenler, yazardaki bu tarz değişikliğini Abasıyanık'ın ilerleyen sirozuna, yaklaşan ölümünün doğurduğu umutsuzluğa, toplumsal baskılara ve saygınlığını kaybetme korkusunu boşvermişliğine bağladılar.[119] Son dönem öykülerinin bir diğer ortak özelliği ise birinde varolan bir karakterin diğerlerinde de kullanılmış olmasıydı. Bu hikâyelerin kahramanı ise çoğunlukla Panco'ydu. Panco ilk olarak Öyle Bir Hikâye'de okuyucunun karşısına çıktı. Yalnızlığın Yarattığı İnsan, Panco'nun Rüyası, Alemdağ'da Var Bir Yılan gibi pek çok öykünün de kahramanıydı. Bu hikâyelerde yazarın, o güne kadar yazılarında sevgiyle andığı İstanbul'dan nefretle bahsettiği görülür.[120] Bu değişimin sebebini Abasıyanık'ın toplumdan, toplumun baskısından ve ahlâk anlayışından sıkılmış olması olarak görenler vardır.[121] Yazar önceki dönemlerinde insan sevgisi konulu öyküler yazarken, bu dönemdeki umutsuzluğunu ve İstanbul'dan artık neden hoşlanmadığını şöyle açıkladı “Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor.[121]” Romancılığı Sait Faik'in iki romanı vardır; 18 Temmuz 1940 tarihinde tamamlayıp 1944'te yayımladığı Medarı Maişet Motoru ve 1953 yılında yayımladığı Kayıp Aranıyor. Yazar, ilk romanının toplatılmasının ardından 11 Kasım 1949'da yaptığı bir konuşmada "Medarı Maişet isminde bir hikâye kitabı çıkarmıştım. Hayatı toz pembe görmüyorum diye mahkeme parası ödedim, üzüntüsü de caba. Kahramanlarım rahat etmek için hapse giriyorlardı. Bütün sebep bu!" dedi.[122] Fethi Naci, Abasıyanık'ın eserden roman değil hikâye kitabı olarak bahsetmesine dikkat çekip, bu sözün rastgele mi yoksa bilinçli mi olduğunu sorguladı.[123] Çünkü bu ilk roman denemesinde Sait Faik'in başarısı tartışmalıdır.[124] Hikâyeye göre daha uzun soluklu bir tür olan, büyük bir "inşa kabiliyeti" gerektiren, uzun süreli ve sürekli bir çalışma sonucunda ortaya çıkan roman türü için Sait Faik'in mizacı uygun değildi.[125] Yazar, bir konu üzerine uzun süre odaklanamıyordu. Dört bölüm olarak tasarlanmış Medarı Maişet Motoru'nda bölümler birbirinden bağımsızdır ve romanın yapısı tesadüfi ilişkiler üzerine düzenlenmiştir.[126] Yazarın, dikkat problemine bir diğer örnek de iki bölüm boyunca Fahri olarak geçen roman kahramanının adını üçüncü bölümde Necmi olarak anmasıdır. Bu hata ikinci baskıdan sonra düzeltildi Abasıyanık, eserde şekle bağlı kalamayıp olayları yer yer keserek okuyucuyu duyguya çektiği için olay örgüsünde bütünlüğü sağlayamadı.[127] Bu çalışma için Tahir Alangu "Aynı çevreye bağlı, zaman zaman karşılaşan kişilerin kopuk hikâyelerinin bir roman bütünlüğünü vermeyecek kadar zayıf bağlantılarla bir araya getirilmesinden meydana gelmiş bir taslak" yorumunu yaptı.[128] Vedat Günyol ise "Sait Faik'in 'Medarı Maişet Motoru' isimli romanı yüzünü fazlasıyla ağartacak bir deneme sayılmaz. Roman birbirini ancak tutan sahnelerden kurulu. Roman, kişilerinden Fahri'nin hayatı gibi birtakım kopuk yarım şeritlerden meydana gelmiş." dedi.[129] Yazarın ikinci romanı Kayıp Aranıyor, roman anlatım özelliği açısından daha başarılı bulundu.[127] Abasıyanık'ın roman kurgusunda daha dikkatli davranması dikkat çekti. Kadın kahraman Nevin'in erkeksi bir yapıya sahip olmasının sebebinin Nevin'in yazarı temsil etmesi olduğu iddia edildi.[130] Bu eser, Sait Faik'in romancılığı açısından bir aşama olarak kabul edilse bile, roman yazmak için tahammülü ve zamanı olmayan Sait Faik'i bu edebî türde çok ileri aşamalara taşıyamamıştır.[131] Bu açıdan da Sait Faik'in roman denemeleri, "hikâyelerinin uzaması" olarak kabul edilir.[132] Şairliği Burgazada, Kalpazankaya mevkiinde bulunan Sait Faik Ormanı Sait Faik'in şiirleri de öykülerinin havasını taşır.[133] İlk şiirlerini çocukken yazan Abasıyanık, bunları en yakın dostlarından bile sakladı.[131] İlk şiiri olan Hamal, 21 Ocak 1932'de Mektep dergisinde yayınlandı. Ayrıca, yazarın 1928'de Meş'ale dergisine üç şiir gönderildiği bilinmektedir. Yazarın bu şiirlerle birlikte gönderdiği mektuptaki "edebiyatın bir heves, bir arzudan çok bir iç ihtilâlin fışkırması olduğunu bilmez değilim, fakat her heveskâr gibi ben de içimde bir ihtilâl varmış gibi yazı yazdım... Bugün size gönderdiğim, şu yazılar da o günlerin atılmayan, yırtılmayan mahsülü" satırlarından, bu eserlerin ilk şiirlerinden olduğu anlaşılmaktadır.[134] Bu üç eser de biçim ve içerik olarak dönemin özelliklerini yansıtmaktadır. Hece vezniyle yazılmış olan bu şiirlerde, Faruk Nafiz Çamlıbel ve Necip Fazıl Kısakürek'in etkileri görülmektedir.[135] Sanatçının o dönem yayınlanmayan diğer üç şiiri ise ölümünün ardından Varlık Dergisi'nde çıktı.[136] Uzun süre şiir yazmaya ara veren Abasıyanık, 1936 tarihinde yazdığı bir makalede gençlik döneminde yazdığı şiirleri de reddedercesine Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç gibi hece vezniyle şiir yazan şairleri eleştirdi.[137] 1939 yılında ise şiir yayınlamaya tekrar başladı. 1944 yılında Söyleyemiyorum isimli eseri İştedergisinde çıkana kadar çeşitli dergi ve gazetelerde şiirlerini yayınladı. Şimdi Sevişme Vakti ise sağlığında yayınlanan son şiiri oldu.[138] Aynı isimli şiir kitabı 1953 yılında çıktı. Öykü alanında belirli bir seviyeye ulaşmış, kendi özgün dilini oluşturmuş bir sanatçının, edebi yaşamının belirli bir döneminde şiire dönerek şiir kitabı yayınlamasının riskli bir teşebbüs olduğunu belirten Mehmet Kaplan, yazarın bu geçişte başarılı olduğunu belirttikten sonra "şiirlerinde de o orijinal şahsiyetinden hiçbir şey kaybetmemiş, bilakis daha fazla kendi kendisi olmuş. Burada onu en öz tarafıyla karşımızda buluyoruz" dedi.[139] Abasıyanık'ın şiirlerindeki dize yapısı ve biçim sorunu çeşitli eleştiriler alsa da, edebiyatçılar şiirlerinin de güçlü olduğu ve yazarın şiirleriyle sanat bütünlüğünü bozmadığı konusunda hem fikirdir.[133][140] Filmcilik ve oyun yazarlığı denemeleri Abasıyanık'ın yaşadığı evlerden biri olan Şişli'deki İkbal Apartmanı. Yazar, naaşının mezarlığa götürülürken bu evin önünden geçirilmesini vasiyet etmişti.[90] Sait Faik, içlerinde Mengü Ertel, Ayfer Feray ve Özdemir Asaf'ın bulunduğu bir grup arkadaşıyla bir film şirketi kurma teşebbüsünde bulundu.[141] Plana göre kurulacak şirkete girmek için biner liralık bir ortaklık payı verilecek, Sait Faik senaryolaştırılacak üç öykü yazacak ve Mengü Ertel de filmleri çekecekti. Abasıyanık, Burgaz Film Şirketi'nin stüdyosunun Şişli'deki apartmanının üst katı olmasına karar vermişti.[141] Fakat, aynı dönemde yazar hastalanarak hastaneye yatırıldı ve bu plan gerçekleştirilemeden hayatını kaybetti. Abasıyanık'ın daha önceleri de film çekmek istediği biliniyordu. Fikret Ürgüp, Alemdağ'da Var Bir Yılan kitabındaki ilk üç öyküden sürreal bir film çekme planları olduğunu yazarın vefatından sonra anlattı.[142] Sait Faik Arşivi'ndeki müsveddeler arasında ise iki tiyatro oyunu taslağı vardır.[143] Bu oyunlardan ilkinin ismi Saül'dür ve çeviri olduğu düşünülmektedir. İkinci oyunun ismi iseHıfzısıhha'dır ve yazarın Grenoble'da kullandığı Fransızca gramer defterinin arkasına yazılmıştır. Yazarın ilerleyen yıllarda Sabahattin Kudret Aksal, Cahit Irgat gibi arkadaşlarına ortaklaşa bir tiyatro oyunu yazmayı teklif ettiği bilinmektedir.[144] Fakat bu plan da hiçbir zaman gerçekleşmedi. Recep Bilginer'e göre yazar bir sohbetleri esnasında, üslubunun oyun yazarlığına müsait olduğunu ancak uzun yazmaktan hoşlanmadığını söyledi.[145] Çevirmenliği Sait Faik Fransızcadan çok sayıda çeviri yaptı.[146] Çevirideki serbest tutumu sebebiyle çalışmaları bir tür uyarlama kabul edilen sanatçının André Gide, Liam O'Flaherty gibi yazarların eserlerinden yaptığı bu çevirilerin bir kısmı uzun süre kendi eseri sanıldı ve çeviri oldukları daha sonraki yıllarda ortaya çıktı.[146] 2 Mayıs 1948 ile 25 Mayıs 1948 tarihleri arasında Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan Müthiş Bir Tren, Ecel Altı, Saadet, Bir Eşek Hikâyesi, Diş Ağrısı, Çiviler, Gümüş Saat ve Venüs'ün Sevgilisi gibi çeviri öyküleri daha sonraki yıllarda kitaplaştırılarak Müthiş Bir Tren ismiyle yayınlandı.[147] Müthiş Bir Tren ve Gümüş Saat yazarın ölümünden sonra 1954 yılında yayınlanan Az Şekerli isimli öykü kitabına kendi eserleriymiş gibi alındı, daha sonra bu hata düzeltildi.[147] Ayrıca Georges Simenon'un L'homme qui Regarde Passé les Trains isimli romanını Gece Yarısı Trenleri olarak çeviren Sait Faik, bu eseri 1 Aralık 1949 ile 27 Temmuz 1950 tarihleri arasında Yedigün Dergisi'nde yayınladı.[148] Yazarın bu çevirisi 1954 yılında Varlık Yayınları'ndan Yaşamak Hırsı adıyla çıktı.[148] Etkileri Savaş Dinçel'in 2007 yılındaki vefatının ardından İstanbul Şehir Tiyatroları, Dinçel ve Abasıyanık'ın anısına, tiyatrocunun yazarın eserlerinden uyarladığı Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye isimli tek kişilik oyunu bir kere daha sahnelemeye başladı. Naşit Özcan'ın Sait Faik'i canlandırdığı bu oyun, ilk kez 15 Ekim 2008'de Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde sergilendi.[12] 1950 - 1960 yılları arasında Türk edebiyatında iki tür hikâyecilik gelişti. Bunlardan birincisi toplumcu sanatçılar tarafından geliştirilen öyküler iken, diğeri bireysel anlayış kökenli, bireyin iç dünyasına açılan öykülerdi.[149] Sait Faik, tarz kaygısından uzakta, anlatım incelikleriyle süslü hikâyeleri ile ikinci türün öncü şahsiyeti oldu.[150] Abasıyanık, kendisinden sonra gelen yazarları da etkiledi. Örneğin, Oktay Akbal, kendi öykücülüğü ile ilgili olarak "...Sonra Ömer Seyfeddin'den kopuş, Sabahattin Ali, Sait Faik öykücülüğünün etkileri. Öykü derken ille de başı sonu belli bir olayı anlatmak inancı değişmiş. Kendimi kendim sandığım birini, bir insanı gündelik, basit, iç yaşamıyla vermek denemeleri. Meydan, semt, köprü gibi semt görünüşlerini vermek istekleri, ilk köklü sevgilerin belirtileri..." diyerek geldiği noktayı Sait Faik'le birlikte andı.[151]Adalet Ağaoğlu ise yazarlığa nasıl başladığını anlatırken "İlk gençlikten gençliğe ağdığımız yıllarda, bilebildiğim kadarıyla beni sırtımdan yazmaya doğru güçlü bir rüzgarla iten, Sait Faik hikâyeleri olmuştur" diyerek Abasıyanık'ın üzerindeki etkisini açıkladı.[9] 2004'te Sait Faik'in ölümünün 50. yılında yapılan sempozyuma katılan şair İlhan Berk, Sait Faik'te Dil isimli konuşmasında Abasıyanık'ın öykünün yapısını değiştirmek için verili dili yıkıp yeniden yarattığını söyledi ve yazarın şiirsel dilinin İkinci Yenişairlerini, Ferit Edgü, Demir Özlü gibi yazarları etkilediğini belirtti.[10] Bir diğer şair Ece Ayhan da yazarın Şimdi Sevişme Vakti isimli şiir kitabının Cemal Süreya ve Sezai Karakoç üzerinde büyük etkisi olduğunu iddia etti.[11] Yazarın Medarı Maişet Motoru isimli romanı 1970 yılında, Safa Önal tarafından Ağlayan Melek ismiyle filme çekildi.[152] Bu filmde başrollerde Türkân Şoray ve Ekrem Boraoynadı. Savaş Dinçel, Sait Faik'in yaşamını anlatan Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye isimli tek kişilik bir oyun yazdı. Bu oyun ilk kez gene Dinçel tarafından, Macit Koper rejisi ile 1993 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sergilendi.[153] Ayfer Tunç ise Sait Faik öykülerinden yola çıkarak Havada Bulut isimli bir senaryo yazdı.[154] Bu senaryo filme çekilerek 2003 yılında TRT'de gösterildi. 1978 yılından itibaren, ölüm yıldönümü olan 11 Mayıs'ı izleyen ilk pazar günü Burgaz Adası'nda Sait Faik'i Anma Günü düzenlenmektedir.[155] Bu günde ayrıca o yılın Sait Faik Hikâye Armağanı sahibine ödülü de verilmektedir.[155] Sait Faik Hikâye Armağanı Ana madde Sait Faik Hikâye Armağanı Sait Faik, yaşamının son yıllarında çeşitli edebiyat matinelerine de katıldı. Bu matinelerden biri de Darüşşafaka Lisesi'ndeydi. Lise'de yapılan ilk toplantının konuğu Fazıl Hüsnü Dağlarca olmuş ve ikinci toplantıya konuk olması için Abasıyanık'ı ikna etmişti.[156] Matineden sonra okulu da gezen Sait Faik, eve döndüğünde annesine mallarını kimsesiz çocuklara güzel imkânlar sağladığını düşündüğü Darüşşafaka'ya bağışlamayı teklif etti.[157][158] Abasıyanık'ın annesi Makbule Hanım, Sait Faik'in ölümünden sonra, 8 Kasım 1954'te hazırladığı vasiyetinde mal varlıklarının çoğunu ve yazarın eserlerinin telif hakkını bu cemiyete bıraktı. Bu vasiyetnamenin bir maddesinde de her sene dönemin ileri gelen edebiyat ustalarından oluşacak bir jürinin, o sene içerisinde yazılmış en iyi öyküyü seçerek ona Sait Faik ve Makbule Abasıyanık Hikâye Mükafatı vermesini istedi. Ödül ilk kez 1955 yılında verildi. Ödülün para armağanı 1960 yılına kadar Varlık Yayınları'nca karşılandı. 1960'tan 1963'e kadar kesintiye uğrayan ödül Makbule Hanım'ın vefatından sonra 1964 yılından itibaren Darüşşafaka Cemiyeti tarafından düzenli olarak verildi.[159] Sait Faik Abasıyanık Müzesi Müzenin girişinde yer alan tabela. Ana madde Sait Faik Abasıyanık Müzesi Sait Faik'in annesi Makbule Hanım, eşi Mehmet Faik Bey'in vefatından sonra yaşamına Burgaz Adası'ndaki evlerinde devam etti. Yazar da kışları Şişli'de yazları ise adada annesinin yanında kalıyordu. Abasıyanık, hastalığının da ortaya çıkmasından sonra ömrünün son on senesinin çoğunu adadaki köşklerinde geçirdi. Yazarın ölümünden sonra Burgaz Adası Çayır Sokak 15 numaradaki evleri annesinin isteği ile müzeye dönüştürüldü.[91] Müze, 22 Ağustos 1959 günü açıldı. Giriş ücreti alınmayan müze pazartesi günleri hariç haftanın her günü hizmet vermektedir. Müzenin açılması, edebiyat dünyasında da tartışmalara sebep oldu.[160] Orhan Seyfi Orhon, Türk sanatında birçok önemli yazar varken işe Sait Faik'le başlanmasını eleştirdi. Orhon'un bu yazısına cevap veren Aziz Nesin ise makalesinde böyle bir müzenin kurulmasının önemli olduğunu vurgulayarak bu müzenin bir öncü olduğunu belirtti.[161]
Sait Faik Abasıyanık Seçme Hikayeler Kitap Özeti ve Kahramanları Sait Faik, Türk Edebiyatı’nda önemli isimlerden biridir. Tanzimat dönemiyle birlikte edebiyatta yerini alan hikaye türünün durum hikayesi alanında önemli eserler ortaya koymuştur. Bazı hikayeleri seçme hikayeler olarak yayınlanmıştır. Sait Faik’in seçme hikayelerinden bazılarının özetleri şu şekildedir Semaver Ali, yeni bir iş bulmuştu ve çok sevinçliydi. Annesiyle birlikte yaşıyordu ve annesi de bu duruma çok sevinmişti. İşe giderken kahvaltı yapar, semaverden çay içerdi. O kalkmadan annesi her şeyi hazır ederdi. Semaver çayına ve fabrikanın karşısındaki güğümde salebe bayılıyordu. Bir gün yine işe gitmek için annesiyle heyecanla kalktı. Kahvaltı yapıp semaverden çay içtiler. Sevinçliydi, işi vardı. Ali’nin annesine ölüm, komşu misafir gibi gelmişti. Günlerdir göğsünde hissettiği ağrı nihayet ölümün haberini getirmişti. Ali, yataktan kalktı, semavere doğru ilerledi, annesini yığılmış gördü, yanına gitti. Annesi buz kesmişti. İnanamadı ve ağlayamadı. Onu yatağa taşıdı. Akşama doğru ancak komşulara haber verdi. Kabullenemedi, semaverle göz göze geldi, onu kaldırdı ve ağlamaya başladı, bir daha çay o evde kaynamadı. Kahramanlar Ali Genç yeni iş sahibi bir delikanlıdır. Ali’nin annesi Yaşlı, sevecen, hasta bir kadındır. Sivriada Sabahı Adada balıkçılık yapan ve geçimini balıkçılık faaliyetleriyle karşılayan bir adamla yanında çalışan çırağının hikayesinin devamı olarak yazarın Kalafat ile olan diyaloglarından oluşan bir hikayedir. Hikayede hayat geçimi, rızık temini, günlük hayat dertleri tavşan yakalamadan, yumurta toplamaya kadar anlatılır. Kahramanlar Kalafat Balıkçılık yapan bir ihtiyardır.
sait faik abasıyanık hikayeleri özeti